9 Mart mı 3 Mart mı: Gordion’un Düğümü

Çelik Bilgin

9-12 Mart 1971 sürecinin sene-yi devriye’si, birkaç gün arayla, bu ikincisi metaforik de olsa, bir başka darbe girişimi ve restorasyon sürecinin peşi sıra geldi. Burada “darbe” sözcüğünü, herhangi bir olumluluk ya da olumsuzluk yüklemeksizin kullanıyorum. Altılı Masa’dan söz ediyorum. Hazırlıkları vardı; Süleyman Çelebi’nin Mevlid-i Şerif kasidesindeki gibi, “çok alametler belirdi gelmeden.” Kuşkusuz darbe hazırlıkları önceden başlar ve darbeler, ne kadar seküler hedefleri olursa olsun, genellikle hayırlı gün Cuma’yı hedeflerler.

3 MART CUMA DARBESİ

Bu da öyle oldu. Meral Hanım, halihazırda Millet İttifakı’nın temelde Kemal Bey’in davet ettiği yeni mensuplarıyla istikametin neresi olduğundan giderek daha fazla kuşku duyar hâle gelmişti. 3 Mart 2023 Cuma günü öğleden sonra, İyi Parti reisesi Meral Akşener Hanımefendi, hışımla çıktığı son 1 Mart toplantısının ardından partisinin yetkili organlarıyla yaptığı toplantı üstüne toplantıdan sonra yaptığı basın açıklamasında, masa’ya yıldırım misli darbeler indirdi. Masa çatladı, fakat tuz buz olmadı.

GORDİON DÜĞÜMÜ: “KAZANACAK ADAY”

Kendisini sonraki iktidar olarak konumlandıran masa, çürütülmüş kurumların ve bu kurumların çürütülmesi sürecini hızlandıran çarpık bir hükümet sisteminin yerine ne koyacağına dair çalışmalar yürütüyor ve bunları efkâr-ı umumiye’ye ilân ediyordu. Buradaki Gordion düğümü ise “ortak aday” ve hatta “kazanacak aday” idi. Meral Hanım ise, siyasî yaşamını, MHP’de girdiği yarışın, bizzat iktidar kadıları eliyle engellenmesinin ardından, bu iktidar blokunun tam karşısında yer almasa bile netlikle dışında durup gidecek adres bulamayan kitlelere bağlama yoluna gitmişti. İyi Parti böyle doğdu ve kısa sürede, anahtar parti konumuna yükseldi. Kemal Bey’le kader ortaklığı böyle gelişti, ancak Kemal Bey açısından durum biraz daha karmaşıktı.

KEMAL BEY VE EMNİYET ARAYIŞI

Kemal Bey amir ve memur bir yüksek bürokrattı. Emir vermenin yanı sıra, emir almıştı. Kendisinden iki saat sonra dünyaya gelen kardeşiyle birlikte, ikizdiler. Başkalarından güven almak ve yalnız hareket etmemek gibi bir itiyat geliştirmesi doğal kabul edilmelidir. Partinin başına geldiği günden bu yana, cumhurbaşkanlığına başkalarını aday gösterdiği gibi ya da 2015’teki “istikşafi görüşme” süreci gibi, kendi yanına da hep ortak aramış ve bulmuştu. Doğrusu, tek başına gireceği seçimlerden galip çıkamayacağını da görüyordu. Burada, Türkiye’deki hâkim kimliğin dışından, Tuncelili, Zaza ve Alevi aile köklerine sahip oluşu da ciddi bir güçlük olarak ortaya çıkıyordu. Bu güvensizlik, kendini zaman zaman, bayramların ilk günleri için yurtdışı programları ayarlama ihtiyacı şeklinde gösteriyordu. Binaenaleyh, perde gerisinde kalmaktan o denli rahatsızlık duymamasının nedenleri var.

TASFİYECİLİK VE SAĞA YASLANMA İHTİYACI

Bu duruma iki etkenin değişik şekillerde katkı vererek yeni sonuçları beraberinde getirdiğini belirtmek gerekiyor. İlki, Kemal Bey’in, Baykal kaseti sonrası partide genel sekreter ve hayli güçlü konumda bulunan Önder Sav ve arkadaşlarını, step by step, etkisizleştirmesi ve tasfiye etmesidir. Kemal Bey’in bugün masa’da sergilediği performansta bu deneyimin etkisi görülüyor. İkincisi, Kemal Bey’in partisinin kurucu dönemine dair, “uneasy” tabir edilebilecek, iç dünyasında kuşku ve sorunlarla malul bulunmasıdır. Bu da sağa güven verme ve sağdan güven alma ihtiyacını beraberinde getiriyor. Kemal Bey, ortak aday olmadığı zamanlarda bile, CHP reisi olmasına rağmen, Adnan Menderes ya da Muhsin Yazıcıoğlu’nu anma ihtiyacını duyuyor.

30 MART ZAFERLERİ SONRASI VİTES BÜYÜTEN EKİP

İktisatçılar “ceteris paribus” derler. Kemal Bey’in anılan özelliklerinin, cumhurbaşkanı adayı gibi iddialı bir konumda ortaya çıkmasını bugüne dek engellediği ve “ceteris paribus”, diğer değişkenler sabitken, engellemeye devam edeceği sır değildi. Burada iki değişken devreye girdi. Biri, 30 Mart 2019 yerel seçimleriyle, Kemal Bey’in bizzat kendi belirlediği, merkez sağı yeniden inşa ve ittifaklar yoluyla sağa yaslanma stratejisinin sonuç alıcı olduğunun düşünülmesi. Bununla ilgili ikincisi ise, CHP genel merkezinde, ikballeri Kemal Bey’le yazılı olanların, 30 Mart sonrası, daha fazlasını hayal etmeye başlamaları. Önemli büyükşehir belediyelerinin kazanılmasını haklı biçimde Kemal Bey’e yazan bu ekip, dolayısıyla Kemal Bey’in de artık Cumhurbaşkanlığı ile onurlandırılması gerektiğini savunuyorlar.

ADAYLIK DÜĞÜMÜ, “AHMAK” DAVASI VE BÖLÜNME

Kemal Bey’in kişisel özellikleri nedeniyle adaylık noktasına gelmesi kolay olmadı. Kolay olmamasının en önemli nedeni, Kemal Bey’in kaybetme ihtimalinin anketlerde hiç de uzak görünmemesiydi. Altılı Masa, yekvücut, bunun ayırdındaydı. Ekrem İmamoğlu ile Mansur Yavaş beyefendiler anketlerde öne çıkarken, Kürt kökenli seçmenden de oy alabilecek politik esnekliğe sahip olduğunu ve belagatini peş peşe iki seçim kazanarak ispat eden Ekrem Bey özellikle temayüz ediyordu. Ekrem Bey’in bu popülaritesi, “ahmak” davasından çıkan cezayla doruk noktasına ulaştığında Meral Hanım, daha önce birkaç kez ima ettiği fikrini Saraçhane’deki ilk gün kuvveden fiile geçirmiş oluyordu. Diğer yandan, Ekrem Bey’in olası adaylığı cezanın onanması ihtimalinden dolayı riskliydi. Mansur Bey ise, hem belagat yeteneği bakımından hem de yönettiği belediyeyi bir CHP’liden çok eski ülkücü gibi yönetmesi bakımından “incognito”, bir bilinmeyen âdem olmayı sürdürüyordu. Kemal Bey’in ekibi, işte bu koşullar altında kılıçlarını bilediler ve son güven eksikliklerini de masa’nın diğer dört hâzirûnu eliyle temin ettiler. Artık tek sorun, “vaka-yi Saraçhane” sonrası muhalif seçmenin de bölünmeye başlaması ve Meral Hanım’ın burada diğer kutbu temsil ediyor olmasıydı. Diğer kutba katılacağı belli olan Bağımsız Türkiye Partisi reisi Hüseyin Baş’ın masa’dan uzak tutulması bu nedenleydi.

KISKAÇ VE 9 MART’A BENZERLİK

Meral Hanım’ın masa’ya yıldırım misli darbeler indireceği basın açıklamasına giden sürecin son damlası olan 1 Mart tarihli son altılı toplantıda, “risk almama” ve “anketlere başvurma” talepleri dikkate alınmamış, karşısında ise Kemal Bey’den çok diğer hâzirûnu bulmuştu. Masa’daki emrivakileri, Meral Hanım ve partisini hedef alan açıklamalar izledi. Meral Hanım iyi niyet sezinleyemez hâle geliyordu. 9 Mart ile benzerlik de, aslında tam olarak burada başlıyordu. 9 Mart 1971 öncesinde ordu kaynıyordu. Cunta hazırlıklarının içerisinde yer alan ünlü sol-sosyalist aydın Doğan Avcıoğlu’nun kitaplarının, Genelkurmay Kütüphanesi’nde bulunan kopyalarında altı çizilmemiş satır kalmamıştı. Diğer yandan, tam da Avcıoğlu’nun savunduğu “millî demokratik devrim” yanlısı tertiplerin biri bitmeden yenisi hazırlanıyor, gençlik ise silahlı örgütler halinde faaliyet gösteriyordu. Oysa cuntaya öncülük etmesi beklenenlerden Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Muhsin Batur sola sempati duyarken, soldan ürker konuma gelmeye başlamış ve Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Gürler ise her şeye rağmen CHP ve genç subayların desteğiyle bu makama atandığında en gerici ordu komutanlarıyla kuşatılmış vaziyetteydi. Meral Hanım da 3 Mart’a kalkıştığında, Ekrem ve Mansur Beyler masa’nın ortak adayı olmadıkları hiçbir koşulda Kemal Bey’e rağmen aday olarak ortaya çıkamayacaklarını anlamışlar ve masa’nın Meral Hanım dışındaki diğer hâzirûnu ise çoktan kontenjan ve makam tahsisatında uzlaşmışlardı. 3 Mart’tan, Meral Hanım’ın öfke ile kalkar kalkmaz zararla oturduğunu fark etmesi ve sonunda zevahiri kurtarmak adına bir ucube formülle masa’ya dönerek Kemal Bey’in adaylığına kerhen rıza gösterdiği 6 Mart’a; aslında 9 Mart’tan 12 Mart’a dek olan dört günde olduğu gibi toprak, darbecilerin ayaklarının altından çoktan kaymıştı.

KISKACI ANLATAMAMAK

Tarih aynı biçimde mi tekerrür eder? 12 Mart’tan sonra altı ay içinde yüzlerce sola açık subay ordudan tasfiye edildi ve bir daha ordu içinden sola açık herhangi bir müdahale gelmesinin önü kesinlikle kapanmış oldu. Meral Hanım ve İyi Parti’nin şimdilik zemin ve taban kaybettikleri açık. Yeniden eski güç ve konumlarına ulaşmaları neredeyse imkânsız duruma geldi. Dahası, pek çok haksız ve de müfrit ithamın hedefi oldular. Kimileri masa’ya yeniden alınmamalarını bile buyurdu. Hem de sol adına. Artık uzunca bir süre, kendilerini ispat çabasıyla siyaset yürütmeye mahkûm durumdalar. Masa’ya ve yirmi yılı aşan bu boğucu parantezi kapatabilecek, elde kalan tek yola daha fazla zarar vermemek için, nasıl bir kıskaca alındıklarının ayrıntılarını anlatamamaya yazgılı biçimde, üstelik.

Çelik Bilgin

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*